15 Temmuz’da yayınlanan sözde sıkıyönetim bildirisinin altında ismi bulunan eski tuğgeneral Mehmet Partigöç, kimsenin kendisine o gün Zekai Aksakallı, bir önceki ve şimdiki Genelkurmay Başkanı ile ne konuştuğunu sormadığına dikkat çekerek, “Sorsalar muhtemelen Genelkurmay Başkanı yapmazlar veya öncekini bir senede görevden almazlardı.” dedi.
Gazeteci Müyesser Yıldız’ın haberine göre, Yargıtay’ın kısmi bozma kararından sonra yeniden görülen ve sona gelen Genelkurmay Çatı Davası’nın bugünkü celsesinde sanıkların son sözlerinin alınmasına devam edildi.
Dönemin Çiğli Üs Komutanı eski tümgeneral Kubilay Selçuk, iktidar ve muhalefetin aynı olduğunu öne sürerken, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’i şöyle eleştirdi:
“Adalet Bakanı Akın Gürlek’in Erdoğan’la kriptolu telefonla görüşüp bunu kayda aldığını söyledi. Bunu 17/25 Aralık sürecine benzetip Erdoğan’a yeni bir mağduriyet yaratacağı yerde, ‘Aranızda ne konuşuyorsunuz ki, kayıt alınıyor?’ diye sorması gerekmez miydi?”
”3203 nolu ÖKK’cı”
Eski teğmen İlyas Akkar ise Genelkurmay Başkanlığı’na gitmediği halde gitmiş gibi ceza verildiğini ve bunun çaresizliğini her zerresine kadar hissettiğini anlatırken, “Ben bu devletin 3203 nolu ÖKK’cısıyım. Herhangi bir iktidarın, partinin cemaatin özel kuvvetçisi değilim.” dedi.
“Öldürdüğümüz iddia edilenlerin aileleri nerede?”
Sözde darbe bildirisinin altında ismi olan eski tuğgeneral Mehmet Partigöç, “Bugüne kadar hiçbir talebimiz kabul edilmedi. Canınız sağ olsun.” dedikten sonra şunları söyledi:
“Siyasi bir davada yargılanıyorum. Siyasi dava; çünkü iddianamemiz siyasetin aparatı olan, eşini el öpmeye götüren bir savcı tarafından hazırlandı. Kitaptan konsey çıkaran ve ikbal beklentisi olan heyetçe yargılandık. Savunmamı kimse dinlemedi. Dinleseydi; bir emekli generalin evinde bir Özbek kadın şaibeli şekilde ölü bulundu, bunun işaretlerini vermiştim. Duruşma salonunda yanımda oturanlarla ne konuştuğum soruldu da; kimse bana o gün Zekai Aksakallı, Selçuk Bayraktaroğlu veya önceki Genelkurmay Başkanı ile ne konuştuğumu sormadı. Sorsalar, muhtemelen Genelkurmay Başkanı yapmazlar veya ötekini 1 senede görevden almazlardı. Kararınızı verirken, siyasi etkilerden uzak kalmanızı istiyorum. Üç Aliler divanından beri yargı siyasetin aparatı olmuştur. Ülkemizde siyaset öyle bir kurum ki, dün kürsüden ip attığı adamı ‘önder’, ‘çözüm makamı’ olarak tanımlayabilir. Veya Meclis, dün dokunulmazlığını kaldırıp yargılattığı ve hapis yatırdığını birinci ölüm yıldönümünde kahraman olarak anabilir. ‘Bu partiyi kapatmazsanız AYM’yi kapatın’ diyen, o partiyi çözümün parçası görebilir. Dün, ‘Amedspor yoktur’ derken, bugün kutlar. Ayrıca vereceğiniz karardan kimseyi nemalandırmayın, ‘Ben f…’yle mücadele ettim, silahları da devletten aldım’ diyen mafya babası veya CHP’yle ilgili casusluk davasında Hüseyin Gün’ün f…’yle mücadele için devlet tarafından görevlendirildiğinin söylenmesi gibi. Lütfen bu tür insanların suçlarını bizim üzerimizden aklayacak bir karar vermeyin. Bazı insanları öldürdüğümüz iddia ediliyor. Peki bu insanların aileleri, avukatları nerede? Böyle bir dava yok. Özetle, siyasi bir davanın sanıklarıyız. Sizden de adil, hukuki karar bekleyen yok. Başınızı belaya sokmayın. Ha 138, ha 141 müebbet olmuş, ne olur? O yüzden kendinizi sıkıntıya sokmayın.”
Sanıklardan eski kurmay yarbay Mehmet Şahin, 15 Temmuz’un Erdoğan, Aleksandr Dugin, Hulusi Akar ve Hakan Fidan tarafından kurgulanan bir kumpas olduğunu öne sürerken, Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı eski komutanı Muhsin Kutsi Barış şöyle konuştu:
“15 Temmuz stratejik seviyede kumpas, tuzak, tiyatrodur. 15 Temmuz aydınlatıldığında, sadece Türkiye’de değil, dünyada bir kırılma yaşandığı anlaşılacaktır. Birinci ve ikinci sicil amirlerim Hulusi Akar ve Yaşar Güler’in ihanetine uğradım. Beni muhafız alay komutanlığına atayanlar tarafından terörist, f…’cü, hain ilân edildim.”
Komutanların kurtardığı üsteğmen
Dönemin Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın başdanışmanı eski kurmay albay Orhan Yıkılkan, esas hakkındaki mütalaaya karşı savunmasını yaptığında gündeme getirdiği iddiayı hatırlatarak şunları söyledi:
“Mahkeme Başkanı ve Cumhurbaşkanlığı avukatı Süleyman Ayhan’ın bir AVM’de görüştüğünü iddia ettim. Hoş olmasa da maksadımı anlatmak istedim. Böyle bir görüşme yapmadınız, yapamazdınız da. Zaten verdiğim tarih, hepimizin burada olduğu bir zamandı. Bu iftirama hemen tepki gösterdiniz ve ben devam ettiremedim. Ama ben de bana iftira atıldığını ispatladığım halde savcılar, mahkemeler bunları devam ettiriyor. İddianamede daha sonra vefat eden Hasan Yücel’in tanık olarak ifadesi vardı ve bir kişi, Fahri Kafkas hariç burada adı geçen herkes tutuklandı. Fahri Kafkas’ın beraat gerekçeleri buradaki en az 120 sanık için geçerliydi; olumlu, doğru bir örnekti. Bu kararın onlara da uygulanmasını istemiştim. Tanık Hasan Yücel vefat ettiği için savcı ifadesini okuduktan sonra Fahri Kafkas’a, ‘Sana hangi isimleri söylemişti?’ diye sordu. Fahri Kafkas, kendi ismini çıkarıp benim adımı koydu. Ben zaten bir üsteğmenin cezalandırılmasını doğru bulmuyordum; ama ister Yaşar Güler ister Hulusi Akar vasıtasıyla olsun, bu Fahri Kafkas için bulunmuş bir kurtuluş yoluydu. Dünyanın hiçbir yerinde emir altındakilerin cezalandırıldığı, bu kadar insanın hoyratça harcandığı bir darbe davası yoktur.”
Hulusi Akar’ın kapattığı hava sahası
15 Temmuz’da Genelkurmay Harekat Merkezi’nde görevli olan eski kurmay albay Osman Kardal, 10 yıldır “15 Temmuz nedir, bu nasıl darbedir?” diye düşündüğünü belirterek şu iddialarda bulundu:
“15 Temmuz tuzak, kontrollü bir darbedir. Genelkurmay Başkanı, bir albayı arayıp hava sahasının kapanması talimatı veriyor, ama her yeri kapattırmıyor. Sadece Cumhurbaşkanının alınacağı sahayı kapatıyor, ama Ankara’yı kapatmıyor.”
Sanıklardan Osman Kılıç, toptan askerlerin üzerine atmak için 15 Temmuz’daki maktul ve yaralıların faillerinin kasıtlı olarak meçhul bırakıldığını öne sürdü.
“Bana ne Devlet Bahçeli’den”
ÖKK personeli eski üsteğmen Uğur Bostan da hiçbir darbede alt rütbeliler yargılanmazken 15 Temmuz davalarında teğmen, üsteğmen ve başçavuşların yargılanmasına şöyle tepki gösterdi:
“Ben de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım. Hırsıza, uğursuza, PKK’lıya hukuk nasıl uygulanıyorsa bize de uygulansın. Merhamet istemiyorum; hakkımı, hukukumu istiyorum… Eski başkan Oğuz Dik İstiklal Mahkemelerine rahmet okuttu, 3 bin idam var. Yüzbaşı ve altındakilerin darbeye iştirak etmesinin imkan ve ihtimali yok. Artık gençlerin hakkını, hukukunu verin. Bir başçavuş olmasa darbe yapılamayacak mıydı?.. Abdullah Öcalan’ın hakkını hukukunu savunan Bahçeli, Feti Yıldız bu insanların hakkını, hukukunu niye savunmaz? PKK’ya gösterilen merhamet bu askerlere çok mu Süleyman Bey?”
Uğur Bostan’ın, bu son sözleri Cumhurbaşkanlığı avukatı Süleyman Ayhan’a bakarak söylemesine Mahkeme Başkanı, “Bana dönerek konuş. Bana ne Devlet Bahçeli’den” diye tepki gösterdi.
“Hulusi Akar tutuklansa”
Hem Kara Kuvvetleri Komutanlığı hem de Genelkurmay Başkanlığı döneminde Hulusi Akar’la çalışan eski özel kalem müdürü Ramazan Gözel ise şu dikkat çekici iddiayı dillendirdi:
“Darbeye katılmamış olsa bile Hulusi Akar’ın sorumluluğunun olması gerekirdi. Niye burada, hapiste değil? Çünkü tutuklansa, bu f… darbesi olmazdı. Görevdeyken biz hiçbir şeyi cevapsız bırakmazdık. 10 yıldır bir yığın şey söylendi, çıkıp ‘yalan’ demedi.”
Tutuklu sanıkların son sözlerinin bitmesinden sonra tutuksuz sanıkları dinlemek ve kararı açıklamak üzere duruşma 10 Temmuz’a ertelendi.





